Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ABD ve İran arasında barış görüşmelerinin başarıyla sonuçlandığını duyurdu. 19 Haziran'da İsviçre'de yapılacak resmi imza töreni haberini paylaşan Şerif, Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'a görüşmelere destek verdikleri için teşekkür etti.
19 Haziran'da Cenevre'deki imza töreni ile resmiyet kazanacak anlaşmanın, bölgedeki gerilimi azaltması bekleniyor. ABD, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını kaldırırken, anlaşmanın 60 gün boyunca çatışmaları dondurması hedefleniyor.
Anlaşmanın ardından ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran’ın nükleer silah üretimi konusunda kesin güvenceler verdiğini kaydetti. Ancak, açıklanan detayların kısıtlı olması nedeniyle Trump’ın önünde üç önemli soru beliriyor:
- Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, nükleer mesele çözülmediği sürece yalnızca mevcut durumun devamı mı?
- Trump, Barack Obama dönemindeki anlaşmadan daha güçlü bir mutabakat elde etmeyi başarabilecek mi?
- Amerikan halkının büyük bir kısmının karşı olduğu savaşın sonuçları, maliyetini ne ölçüde haklı çıkartıyor?
Üstelik, barış anlaşmasının sürdürülebilirliği, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini ve bunun ekonomik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceğini de gündeme getiriyor.
Trump, İran ile nihai bir nükleer anlaşma sağlanamaması durumunda askeri operasyonlara yeniden başlayabileceğini belirtti. Aynı zamanda İsrail Başbakanı Netanyahu'yu, anlaşmaya zarar veren eylemleri nedeniyle sert bir dille eleştirdi.
İsrail, ABD ve İran arasındaki ateşkese rağmen Lübnan'a hava saldırıları düzenlemeye devam etti. Bu durum, barış sürecinin kırılganlığını gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, anlaşmanın korunmasının bile önemli bir başarı olarak değerlendirileceğini vurguluyor. Ancak, taraflar arasındaki güven sıkıntısı ve İran-İsrail gerilimi, bu sürecin sürdürülebilirliği için büyük bir engel teşkil ediyor.